5 Mart 2017 Pazar

Ben mutsuz olmak istemiyorum ki. Ama yazmak istiyorum. Ama mutsuz da olmak istemiyorum. Ama yazma isteğimi durduramıyorum. Bu ikisi arasında çok güçlü bir bağ var. Belki adı "mutsuzluk" olamayacak kadar basit değil, ki değil, biliyorum. Ama o noktada olmadıkça, derinliksiz, üzerinde durulmayan, hatta durmaktan korkulan cümlelerim olacağını da biliyorum. Onları yazmaktan, yazabilecek olmaktan korkacağım. Yazabildiğim için mutlu olacağım ama o mutluluk, bana onu yazdıran noktanın yerini alamayacak. O yüzden yazabiliyor olacağım. Şimdi yazamıyorum. Yazmıyorum. Kocaman bir çelişki bu.
Sabah uyandığım gibi o kitabı aldım elime ve altını çizdiğim yerleri okumaya başladım. Deli miyim ben? Kitaba sarılıp ağlayacağım bıraksam. Başka kimsenin böyle şeyler hissetmesini istemiyorum. Kendimi popüler herhangi bir şeyin parçası gibi görmek istemiyorum. O yüzden kitabın adını da söylemiyorum. Kendilerine oyuncak ettiler onu. Çok mu yüce bir şey bu cümleleri yazmak? Bunları hissetmiş olmanın kime ne yararı var ya da neyi gösteriyorlar? Bakılırsa, hiçbir şeyi. Ama en küçük yaşlarımdan beri dinmeyen bu tuhaf histen kendimi alamıyorum. Almak da istemiyorum. Hiçbir şey istemiyor ve hepsini istiyorum.

Hiç yorum yok: