10 Şubat 2015 Salı

Sanki daha önce aralarından hiçbirini sevmemişim gibi bütün insanlığa derinden bir sevgisizlik duyuyordum. Nefret gibi ağır kelimeleri kullanmaktan hoşlanmıyordum üstelik, aslında hoşlanıyordum hatta bunu doya doya ve özgürce söylemek de geliyordu içimden ama şimdilik söylememeyi tercih ediyordum. Nereden çıkmıştı bu sevgisizlik hatırlamıyordum, bir masanın karşısından çaktırılmadan mı sokulmuştu zihnime bilmiyordum. Ama herkesten ve tüm dünyadan bir adım gerilemek, hatta koşarak kaçmak isteği duyuyordum. Bir saksı çiçek, bir kitap, bir sokak, bir gökyüzü gibi şeylerle yetinebilmeyi öğrenmek istiyordum ve bunun mümkün olabileceğine inanmak. Süslü melankoli cümlelerinden de hoşlanmıyordum ayrıca ben, sadeliği ve netliği seviyordum. Öyleyse neden böyle cümleler kurmak geliyordu içimden? Bunu da bilmiyordum. Ve tüm bunları gerçekten bir geçmiş zaman ekinde mi yaşıyordum? Kimi kandırıyordum? 

4 yorum:

Kadriye Zihni Erdem dedi ki...

Belki de hiç kimseyi...

Keyifle okudum.
Sonra döndüm aynı keyfi katlayarak bir daha okudum...sevgiler

juliet dedi ki...

Galiba gerçekten hiç kimseyi...
Beğenmenize sevindim, benden de sevgiler :)

Spot Işığını Arayan Kız dedi ki...

insanları sevmem. onlarla zaman geçirmeyi de sevmem. bazen konuşmaları o kadar seviyesiz ve itici geliyor ki orayı yakasım geliyor. ben nasıl bunlarla aynı ortamda olabiliyorum diyorum.
yazında çokça kendimi buldum.

juliet dedi ki...

Çok net duruş, net tavır. İnsanları sevmeden yaşamanın/yaşayabilmenin bi formülü var mı?